KORUALAN KASABASI
Aşık Ömer'in Diyarı Gezlevi

Tarihce

GEZLEVİ VE ÇEVRESİNİN JEOPOLİTİĞİ

Gezlevi (Korualan), Konya ili Hadim ilçesine bağlı bir kasabadır. Orta Torosların kuzey zirvesinde, deniz seviyesinden 1500 m. yüksekliğinde 2200 kişiden oluşan bir yerleşim yeridir. Bu yerleşim 37° 1' 50 Kuzey paraleli, 32° 19' 45 Doğu boylamları arasındadır. Kasabanın Belen, Kayaönü (Öküzçekmezli) ve Hıdırlık adlarında üç mahallesi vardır.
Hadim ve Ermenek Göksu’ları kaynaklarını Geyik Dağı’nın kuzey eteklerindeki dağlardan alır. Gezlevi bu kollardan Göksularının kaynaklarını teşkil eden dere kaynaklarında bulunur.
Antalya ile Mersin Körfezleri arasındaki noksan yarımadanın kuzeyine coğrafya dilinde "Taşeli Yaylası" adı verilir. Eski Çağda bu alana Hititler Tarhuntaşşa, Asurlular Hilakku, Babilliler Pirindu, Romalılar ise Kilikya Trakheia (Dağlık) ya da Aspera demekteydiler. Bölgenin Konya Ovasına bakan kuzey eteklerini ise Romalılar, Isauria olarak adlandırmışlardı[2].
Taşeli yaylası bünye ve şekil bakımından batı komşusu Tekeli (Antik=Likya)’den ayrılmaktadır. Tekeli'nin Filişine karşılık; en alt temelini şistler devon arazisi ve permokarbanifer teşekküller oluşturur. Bölge, doğal yapı bakımından yayla tarifine iyice uygun olarak yayla morfolojisini tam bir şekilde yansıtır. Yüksek ve devamlı sıradağlar, bunlar arasında serilen geniş dalgalı ve çok yüksek yaylalar, derin vadiler bu­rasının esas arazi şekillerini oluşturmuştur.[3]
Göksu (Kalykadnos) havzasıyla Orta Anadolu (Lykanonia) yüzünü ayıran sıradağlar Toroslara giren son devamlı ve düzgün, kıvrılma sıradağları bu cihetteki sınırı oluşturur. Bozkır ve Hadim civarındaki sıradağlar, yaylalar o kadar çetin engebeli değildir. Buradaki yaylalar Akdeniz kıyı bölgesinden halk ile yöre halkına aittir. Bölgedeki önemli dağlardan bazıları şunlardır:
Batı’da Göller Bölgesinden başlayan Geyik Dağları, doğuda Göksu Vadisine kadar uzanmaktadır. Antalya-Konya il sınırını oluşturacak şekilde, kıyıya paralel olarak uzanır. Geyik Dağlarının batısında, Seydişehir civarındaki Büyük Gözetdağı T. 2529 m. Dereyatağı T. 2403 m. yüksekliktedir.[4] Bozkır ilçesinin güneyinde, Çarşamba Çayı’nın kol­larının çaktığı kesimde Hacı Ömer Dağı, Kızılin Dağı, Elmacık Dağı, Yıldız Dağı 2619 m. Haydar Dağı ve Demir Dağ 2125 m. yüksekliktedir.[5]
Geyik Dağlarının Hadim Göksuyu ve Ermenek Göksuyu arasındaki önemli tepeler ve yükseklikleri; Magra Dağı 2.175 m. Kartal 2165 m. Damlataş T. 2040 m. Hisartepe 1990 m. Ortadağ 1937 m. Kızsini Yaylası 1700 m. ve Kandemir mevkii 1600 m. dir.
Geyik Dağlarının en yüksek tepesi Alanya, Gündoğmuş ve Hadim ilçe sınırlarında bu­lanan büyük Geyik Dağı’dır (2900 m.) Geyik Dağı’nın batısında yer alan Alara Çayı vadisi, Bozkır ile Alanya çevrelerini bağlayan doğal bir geçiş yoludur. Antik Çağ’da bu kesim İsauria ile Pamfilya bölgeleri arasındadır. Ayrıca Antik kaynaklarda adından söz edilen Suğla (Antik=Trogotis) Gölü çevresinde oturan savaşçı kabile Homonodların ülkesi Homonodes’i güneye bağlar. Geyik Dağı’nın doğusunda Roma dönemine ait antik bir yerleşme bulu­nan Seyricek, kuzeyden güneye; Hadim-Alanya arasındaki mevsimlik kervan yollarının bir geçit noktasında bulunmaktadır.[6] Son yıllarda Geyik Dağı’nın doğusundan ve batısından geçen otomobil yolları, yaz aylarında Hadim-Gündoğmuş ve Alanya ilçelerini birbirine bağlamaktadır.
Geyik Dağı’nın batısındaki boğaza Göçeni Beli denir (2200 m.). Söbüçimen, Yenicepazar, Merdiven yaylalarına geçit verir. Alanya'dan gelen aşiret Karaboynuzlular, Çakallıklar burada yaylacılık yapar.[7]Hadim'in kuzeyindeki Hocalar Dağı (2117 m.) veya Akdağ, Göksu ile Taşkent Çayı arasındaki en yüksek tepedir.
Göksu ile Çarşamba suları arasında; Bozkır ilçesinin yaklaşık 17 km. kuzey-doğusunda yer alan Antik Çağ’da bölgenin başkenti İsaura kentinin (Zengibar Kalesi) bulunduğu Asar T.
1803 m. yüksekliktedir[8]. Bu yüksekliliğiyle stratejik bir konuma sahip tepe, Bozkır ve çevresinin Konya Ovasına ulaşan yollarını kontrol etmektedir. Geyik Dağları üzerinde bulunan yaylalara, bölgede 1950’lerde araştırma yapan Hüseyin Saraçoğlu "Yedi Kaza Yaylaları" adını vermeyi uygun görmüştür.[9]
Biz de bu düşünceye katlıyoruz. Ancak o yıllarda yedi adet olan bölgedeki kazalar, şimdi Taşkent, Ahırlı ve Yalı Höyük gibi kazaların eklenmesiyle “On Kaza Yaylaları” demek uygun olsa gerektir. Fakat 1950’li yıllarda bu yaylalara, yaylalara çıkan söz konusu kazaların insanları son zamanlarda hayvancılıktan çok dinlenme yerleri olarak düşünmektedirler.
Otomobille ulaşımın arttığı bu dönemde eski deve kervanlarını, köylerdeki incir, portakal, ceviz ve narla değiş tokuş yaptıkları patates, şalgam, pancar ve fasulye kuruları çoktan terk edilmiş durumdadır. Merkeplerin çektiği, develerin oluşturduğu göç kervanları tarihe karışmıştır. Bu nedenle bu kervanların yaz mevsimlerinde Cuma günleri kurulan Bozkır pazarındaki ticari alışkanlıkları bitmiştir. Yerine küçük kamyonların, sahilin seralarından taşıdıkları günü birlik sebze ve meyveler almıştır. Artık güneyin değiş tokuş edilen malları yerine seralarda yetişen malları bölgeye araçlarla ulaşmakta ve belli bir ücretle satılmaktadır.
Çul çadırlar ya da taş ahşap işçilikli yayla evlerinin yerini betonarme evler almıştır.
Akseki, Bozkır, Gündoğmuş ve Hadim arasındaki bu yaylaların ortalama yüksekliği 1200–1800 metre yüksekliktedir. Platonun güneyi kimi zaman bin metreye varan uçurumlarla sahile ulaşırken; kuzeyi daha düşük eğimlerle Konya Ovasına ulaşmaktadır.
Bölgeye gelen yay­lacılar Manavgat, Gazipaşa, Alanya, Akseki, Gündoğmuş, Hadim ve Bozkır insanlarıdır.
Alanya ve Gazipaşalılar, Gevne civarına; Manavgatlılar, Sülek Yaylasına göçerler. Bu yaylalar Antalya Körfezi’nin doğu kısmındaki insanları bir araya getirmektedirler. Bu yaylalarda Hellenistik-Roma dönemine ait yerleşmelerin olması, Eski Çağda da günümüz hayatına benzer bir yaşayışın varlığını yansıtmaktadır. Ancak bölgedeki yerleşme ve buralarda bulunan maden curufları, bölgenin günümüzdeki mevsimlik yaylacıları gibi değil, daha ziyade maden işçilerine ait yerleşmeler olduğunu yansıtmaktadır.
Geyik Dağı’nın doğusundaki Seyricek'te, Perşembe Yaylası ile Geyik Dağı arasındaki Payallar Yaylasında, Kumadere'de, Perşembe Yaylasında, Ballıca Yaylasında Gevne Köyünde, Yarıcak'ta;[10] Boz­kır’ın, Sarot ve Sülek Yaylalarında da yoğun bir antik yerleşme izleri mevcuttur[11]. Bunlar genellikle madenciliği çağrıştıran cürufların yoğun olduğu kalıntılardır.
Akdeniz kıyı bölgesinden gelen günümüz yaylacılarının kullandığı kervan yolları, Eskiçağ yolları hakkında bir fikir vermektedir. Yaz dönemi mevsimlik yerleşme alanı olarak kullanılan yaylalardan sonra şimdi de sürekli bir yerleşme alanı olan akarsu havzalarına göz atalım.
SU KAYNAKLARI:

Kalkerli bir yapıdan oluşan Toroslarda binlerce mağara, yer altı ırmakları vardır. Zirvelerinde Toros’un Eğrigöl ve Dipsiz Göl gibi krater gölleri yer alır. Bu göllerin suları yer altı mağaraları ile Göksu ve Çarşamba Çaylarına karışır.
İnsanların su ihtiyacını karşılayan mağaralar, kimi zaman da doğal bir barınak olmuştur. Gezlevi’deki Kösenin İni ve Ot İni ve İnbaşı böyledir. Ballıca ve Perşembe gibi yaylaların kar suları önce derin mağaralarda kaybolurlar onlarca kilometre sonra Sugözü, İnbaşı, Gelincik İni ve Çatdere gibi su gözleri, ya da su çıktığı denilen mağaralardan patlak verirler. Dağların derinliklerinde dolaşarak, kendine bir yılan gibi yol bulan bu suların gizemli yolculuğuna bazen insanlar yön vermeye çalışır. Yaşlıların anlattıklarına göre; yastık, yorgan ve saman çuvallarıyla başlatılan mücadele, şimdilerde yerini çimento ve plastik borulara bırakmıştır.
Zira dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi buradaki yaşamın kaynağı da sudur. İleride suya sahip olan medeniyetler ayakta kalacak, suyu olmayanlar yıkılacaktır. “Akan su pis tutmaz” mantığı ile sulara akıtılan kanalizasyon ve fabrika atıkları gelecekte barbar bir yaşamın anıları olarak okul kitaplarında yer alacak. Bu nedenle Torosların altından ya da Akdeniz’e akıp giden su kaynakları barajlarla, sarnıçlarla ve karlıklarla bekletilmeli ve ekonomik kullanılmalı. Zaten Toros’un bu kesiminde, eşeğiyle su taşıyıp kiraz yetiştiren hem şehirlilerim bunu çoktan fark etti.
Göksu nehri Taşeli yaylasının Antalya il sınırlarından doğar. Kuzeye doğru akarak Konya il sınırlarına girer. Doğuya doğru kıvrılarak güneye yönelir. Karaman il sınırlarından Mersin il sınırlarına geçer Akdeniz'e dökülür.
Uzunluğu 250 km den fazla olup, 10.000 km2 den daha fazla bir havzaya sahiptir.[12] Göksu nehri kuzey ve güney olmak üzere iki kola ayrılır. Kuzeydeki kola Hadim Göksuyu, güneydekine de Ermenek Göksuyu adı verilir.
a - Hadim Göksuyu:
Geyik dağlarının kuzey eteklerinden doğmaktadır. Kaynak­larının kolları Gezlevi (Korualan), ve Dedemli, yaylalarından dereler ve çaylardan beslenir. Gezlevi'den ve Dedemli'den gelen kollara Dedemli'nin 2 km. kuzeyinde birleşerek Gökdere çayını oluşturur. Bu birleşme noktasının yak. 5 km'de Holuslar (Iğdeören)'de Hellenistik-Roma yerleşmesi vardır. Buradaki kaya kabartmaları erken özellikler gösterir (Bkz. res.21–24)
Göksu'nun yaklaşık 8 km. batısında yer alan Haydar Dağlarının doğu yönünde Gulvent köyü bulunur. Bozkır-Üç pınar-Soğucak karayolundan ulaşılır. Bozkır Gulvent arası yaklaşık 25 km.dir. Gulvent'te köyün kuzey ve doğu yönünde antik yerleşme izleri bulun­maktadır, ilk defa tarafımızdan 1989 yılında tesbit edilen yerleşmede Roma dönemi yerleşmesi mevcuttur. Eski Cami duvarında bulanan kitabe M.S. II. y. yıl karakterlidir (bkz. Res.20) yeni Camide de mezar stelleri bulunmaktadır. Gulvent'in güney yönünden doğan kaynaklar doğuya doğru akarak Dalhanlar'da Dedemli Çayı'na karışır. Dalhanlar köyünde de cılız miktarda antik yerleşme izleri vardır. Fakat dönemini belirleyecek buluntu elde edeme­dik.
Gezlevi'de Yalnızkaya (Res.25,25), İnbaşı, Gevne yolu üzerinde Yarıcak, Perşembe Yaylası ve bu yayladan Alanya'ya giden yollar üzerinde Kumadere, Payallar'da antik kültür izleri bulunmaktadır. Özellikle Kumadere yakınında Geriş madenleri günümüzde de işlenmesi bu yerleşmenin madencilikle ilgili olduğunu sanıyoruz.
Hadim Göksuyu'nun Gederet köyü kuzeyinde, Yelbeyi Bolat arasında Roma dönemi kültür izleri vardır. Özellikle Yelbeyi kaya mezarı birçok araştırmacının dikkatim çekmiştir.[13] (Res.l7–19).
Isaura Nova (Zengibar Kalesi)[14]Göksu'nun kaynağından yaklaşık 30. km. de yer alır. Göksu'dan 7 km. kuzeydedir, fakat bütün bu bölgeye hakim bir noktadır. Göksu vadis­inin yine 10 km. kadar güneyindeki Astra (Bolat Yaylası)[15] da bölgeyi kontrol edici bir noktadır. Göksu Bolat Köyü, Eğişte (Bağbaşı) köylerini geçtikten sonra Aladağ boğazına uzanır. Aladağ üzümleri ile meşhurdur. Burada Taşkent civarından gelen Alata Suyu ile birleşir. Bu yöreye Yerköprü adı verilir. Bu yöredeki Dülgerler köyünde antik Artanada (Apı»cvaöa) bulunmaktadır.[16]
Yerköprü'de Karasu ile birleşen Göksu önce doğu sonra güneye kıvrılır. Kodaman bükünde kuvvetli bir pınarın sularını alarak adeta bir misli kabarır. Gravga önlerinde Göksu tek kemerli ve geniş bir Osmanlı Dönemi köprüsü altından geçer. Suçatı denen yerde Erme­nek Göksuyu ile birleşir.
Bu kavşak noktasında Hadim Göksuyu, Antalya'nın Köprüçay (Eurymedon)'ına yakın kuvvettedir. Yaz aylarında debisi 20 m3 dür.[17]
Hadim Göksuyu'nun Alata suyu vadisinde Afşar kasabasında Karamustafa Taşı, Af­şar kalesi antik yerleşmesi bulunur G. Bean'a göre Afşar'daki yerleşme antik OLASADA kenti bulunmaktadır. Bir Isauria yerleşmesi olan Olasada da Serapis kültü ile ilgili dinî bir kitabe bulunmaktadır.[18]Diğer bir önemli yerleşme Oduncu Kalesidir. Odun­cu Kalesinin antik THOUTHTHOURBIA olduğu düşünülmektedir.[19]
Ermenek Göksuyu ve Hadim Göksuyu'nun birleşme noktasındaki Mut civarında üç önemli prehistorik yerleşme bulunmaktadır.
1) Attepe, Suçatmın 2 km. güney doğusunda: Mut'un 8 km. güney-bausındadır. İlk Tunç Çağ, M.Ö. II. bin keraıniği,
2) Mut: Kalenin aşagıdısında şehrin ortasında tabii bir köprü altında, kayanın dibinde su çıkmaktadır, ilk Tunç Çağı keramiği,
3) Örentepe-Mut, Bcypınar köyünde 3 km. Mut'un güneybatısındadır. 1TÇ ve II. Bin keramiği bulunmuştur.[20]
b- Ermenek Göksuyu:
Bunun ilk kaynağı karstik küçük göllerden birisi olan Eğrigöl'dür. Deve korusu ismi verilen yerde[21]suları batar. Burada batan su 3 km. güneyde Değirmendere'de açığa çıkar. Bu su burada Orhan deresi daha aşağıda da Gevne Çayı adını alır. Beyreli tarafından gelen Ballı Çayır Pınarı ile güçlenir. Bu yörede Keşşaflı yaylası (Kesmetaş), Asartepe, Aşağı Gevne, Doğana mevkiilerinde antik yerleşmeler bulun­maktadır.[22] Kesmetaş'ta Isauria tipi kaya mezarları bulunmaktadır (Bkz. Res.29,30 ).
Gevne yaylalarından beslenen Gevne Çayı Kırkgeçit vadisinde yol alır. Bu bölge Ha­dim ve Alanya'yı bir kara yolu ile bağlamaktadır. Antik dönemde de Isauria bölgesi ile Kilikya'yı bağlayan önemli bir vadi olmalıdır. Yerleşim yerlerinin yoğunluğu da bunu yansıtmaktadır. Beram Çayı ile birleşen çay daha derin vadileri takip ederek Daran kapısı, Medre altında, Avlağa kapısı adı verilen geçitlerden geçer. Ayna deresi, Çevlik dereden mey­dana gelen fariske (Mençek suyu) ile birleşir. Ermenek yöresi suları ile beslenen Nevahi Çayı Nedre Değirmenleri suyu ile birleşerek büyür. Adras dağında Ermenek Yerköprüsü de­nilen yerde kaybolur, l km. sonra ortaya çıkar. Su çatında Hadim Göksuyu ile Ermenek Göksuyu birleşir. Birçok yeni kollar olarak Silifke ovasına yol alır. Boğazağzı denilen yerde denize dökülür.[23]
Göksu bol sulara sahiptir, çünkü geniş bir havzaya sahiptir. Göksu havzasında günümüzde de büyük yerleşme yerleri olan Ermenek (Germanicopolis), Mut (Claudiopolis) ve Silifke (Selukeia) antik yerleşmelere sahne olmuştur. Bol yağış alan dağlık kesimin pınarlarını toplamaktadır. Özellikle ilkbaharda Torosların eriyen karlanyla kabanr. Ermenek Göksuyu'nda kereste taşımacılığı olmaktadır. Toroslann ulaşım açısından Akdeniz'e kapısı olan Göksu vadisi, aynı zamanda Akdeniz'in ılıman iklimini içerlere kadar taşımaktadır. Bu da Isauria Bölgesinin Orta Anadolu karasal ikliminden uzaklaşmasına yol açar.
Kuşkusuz bir bölgenin gelişmesinde bitki örtüsü ve iklimin etkileri büyüktür. Bu ne­denle bölgenin bitki örtüsü ve iklimini incelemenin yararlı olacağı düşüncesindeyiz.
D - Bitki Örtüsü:

Bölgeden toplanan bitki örneklerinin önemli bir kısmının endemik tür olduğu, diğer önemli bölümünün bazılarının Irano-Turanian, diğerlerinin Akdeniz fitocoğrafik bölgelerine ait olması, inceleme bölgesinin iç Anadolu ile Akdeniz bölgeleri arasında geçiş alanında olduğu anlaşılmıştır.[24]
Bozkır'dan Geyik Dağı'nın zirvesine kadar olan iç Anadolu'ya bakan yönü Çelik ta­rafından incelenmiş olup Irano-Turanien % 39, Endemik Irano-turanien % 13, Akdeniz % 35 ve Endemik Akdeniz % 8 dir. Bu dağda dağın Akdeniz yönünde Akdeniz elementleri ege­men olduğu halde iç Anadolu'ya bakan yönünde Irano-Turanien kökenli elementler egemen görülmüştür.
Karaman (Laranda)- Ermenek (Germanicopolis)- Mut (Clauopolis) arasını inceleyen Vural çalışmalarında Akdeniz ile tam geçit noktasında olan Sartavul geçidi-Karaman arası florası ayrıca değerlendirilmiştir. % 21 Irano-Turanien, % 25 Endemik Irano-Turanien, % 12 Akdeniz elementleri ve % 7 Endemik Akdeniz elementleri tesbit edildi ki burası tamamen iç Anadolu'ya girmektedir.
Seydişehir maden bölgesinde ise % 12,0 Irano-Turanien, % 3,0 Endemik Irano-Turanien, % 5,1 Akdenizliler, % 3,2 Doğu Endemik Akdenizliler % 4,9 Avrupa-Sibirya % 4,2 Türkiye endemikleri, % 62,6 diğerleridir. Görüldüğü gibi bu bölge de geçit bölgesindedir.
Çetik'e göre Aladağ'ın Akdeniz'e bakan yönlerinde Akdeniz elenementleri iç Anado­lu'ya bakan yönlerinde de Irano-Turanien türleri çoğunluğu oluşturmaktadır. Göksu nehri ve kollarının yardığı derin vadiler nedeni ile Akdeniz ılıman havası, iç Anadolu'nun Bucakkışla ve Hadim kesimine kadar sokulur.[25]
Orman örtüsü olarak bölgeye bakacak olursak Batı Akdeniz'deki Tekeli'nden daha yoğun bir orman örtüsüne sahiptir. Bu da herhalde engebeden, deniz etkilerinin çok içerilere doğru sokulmasından, tahribatın güçlülüğünden, bir taraftan denize, diğer taraftan iç Anado­lu'ya doğru taşımanın zorluğundan ileri gelen bir koruma sayesinde olduğu kadar da, yetiştiği yerlerin tarlaya elverişli yerler olmamsından da ileri gelse gerekir.
Beyşehir Gölünün güneyinden itibaren, Akseki'nin, Gündoğmuş'un, Alanya'nın ve Gazipaşa'nın doğusundan geçerek Anamur üstüne doğru uzanan yüksek sıradağ kabarınığının batı etekleri, daha doğrusu Antalya körfezine deniz tesirlerinin geldiği yamaçlarda katran (sedir) ormanı boldur. Gündoğmuş ile Bozlar arasında altı kazanın yaylası olan yüksek kabarık, kuru ve susuzdur, çıplaktır. Fakat burada Merdiven yaylasını geçince Sarot denen yörede biraz katran (sedir) mevcuttur. Taşeli yaylasının Ermenek yöresinde yer yer se­dir ormanları vardır. Bunun sınırı kuzeyde Gevne yaylasında başlar Göksu vadisinin iki yanında genişler.[26] Hadimi'in Gezlevi (Korualan) de Ladin (Köknar), Bolat yaylasında Çam ve Taşkent ilçesinde Çam bulunur.
Yalnız Toroslara özgü olan sedir Akdeniz bölgesinde Dalaman Çayı ve Gavur dağları arasında da görülür. Eski çağ gemiciliği, keresteciliği ve sedir reçinesi konusunda önemli olan sedir bölge ticareti ve ekonomisinde önemli bir yer tutar.
Bölgenin bitki öktüsü hakkında arkeolojik materyaller de açaklıyıcı bilgiler vermekte­dir. Suğla Gölü batısındaki Suberde'de yapılan arkeolojik kazılar ve yapılan polen analizleri Neolitik dönemde Sedir, Köknar ve Karaçam muhtemelen ardıç, kestane, Huş ağaçlarının hatta Eğrelti otlarının bulunduğunu göstermektedir. Çatalhöyük'te yapılan kazılarda elde edi­len bulgulara göre, Porsuk (Taxus) ve Sedir ağacı kömürleri belirlenmiştir. Günümüzde Taxus Torosların iç Anadolu'ya yakın bölgelerinde bulunmamaktadır. Sedir (Cedrus Libani) ormanı ise Torosların 1500 m. den daha yükseklerde karşılaşılmıştır. Çetik'in araştırmasına göre bu bin yıldan bu yana olmuştur. Çünkü Konya ovasına 30–40 km. yakınındaki Boyalı köyünden 5 veya 6 yüz yıllık olabilecek üç ağaç tesbit edilmiştir. Bozkır'ın Pınarcık köyünde de bir ardıç ormanına rastlanmıştır.[27] Çetik büyük oranda Romalılar, Selçuklular-Osmanlılara ve dünyanın pluval dönemdeki genel kuraklığa bağlamaktadır.
İklim:

Bölgemizin büyük bir çoğunluğu günümüzde Konya ili sınırları içerisinde bulun­duğundan, Konya ili güneyindeki yerleşim yerlerinin sıcaklık oranlarını verirsek bölge iklimi hakkında bilgi vermiş oluruz. Konya'dan-Karaman'a güneye doğru gidildikçe ortalama sıcaklık, ortalama düşük sıcaklık ve en yüksek, en düşük sıcaklık artar.
Bunun en önemli sebebi bu bölgenin güneyi az da olsa Akdeniz ıhman ikliminden etkilenmesidir. Kıyaslama için şu sonuçlara bir göz atalım. Çumra'da 11,1° C, Karapınar'da 11,2° C, Karaman'da 11,8° C dir. Keza ortalama düşük sıcaklık; Çumra'da 40° C ve Ka­rapınar'da 18,1° C, Karaman'da 18,1° C en düşük sıcaklık ise; Konya'da - 28, 2° C, Çumra'da - 26,9° C dir. Buna karşılık Hadim ve Taşkent'de yükseklik artmasına rağmen sıcaklık düşmektedir. Hadim'de ortalama sıcaklık 9,9° C, en düşük sıcaklık 4.9° C, en yüksek sıcaklık 33.2° C en düşük sıcaklık 17.8° C dir. Yıllık yağış miktarı Karapınar ve Çumra'ya yılda 278,1 mm, 280,1 mm. Konya 323.9, Karaman 342, 9 mm. Bozkır 567.4 mm. Hadim 653,5 mm, Taşkent 804 mm. Ahırlı (Bozkır) 477,4 mm. Görüldüğü gibi Taşkent ve Hadim Göksu vadisinin kollarından, Akdeniz ikliminden daha fazla etkilenmekte­dir. Yağışların kış mevsiminde oluşu en fazla Seydişehir % 58,3, Hadim % 52,9, Ahırlı % 52,3, Üzümlü % 51,5 Bozkır % 49,0, Beyşehir % 46,3 ve diğerlerinin ortalaması % 46 oranındadır.[28]
Isaura Bölgesinin özellikle yayla bölgesi (Yedi Kaza Yaylası) kış boyunca karlarla kaplıdır. İlkbaharda ise bol yağmur yağar Hadim ve Bozkır arasındaki bu yaylalar kış boyun­ca bir çeşit antisiklon oluşturur.[29] Burada bu rüzgârlara kış yeli, kara yel, Bozyel, Dalaz yeli, Deli yeli gibi isimler verilir. Haziran ayında ancak yaylalara çıkılabilir. Göksu vadisinde ise iklim daha ılıman olup yaz kış yerleşmeye uygundur. Bu vadilerde ve kıyı şeridinde yaz boyunca sıcaklık yaşanılmaz bir hal alır. Akdeniz bölgesinin sıcağı ile Göksu vadilerinin sıcağından yaz dönemi bu şeriri yaylalara kaçılır. Belki de bu iklim yapısı Akdeniz Bölgesi ile Isaura bölgesi kültürlerini kaynaştırmada en önemli etkendir. Kış dönemi Isaura bölgesi halkı için artık güney sınırı karlarla kaplıdır. Göksu vadileri kollarındaki yollar ile iç Anadolu'ya kolaylıkla ulaşılabilir. Bu dönemde de halk çoğunlukla iç Anadolu ile ekonomik ve kültürel bağlantı içindedir.
Madenler:

    Isauria Bölgesinin maden yatakları Neolitik Çağdan beri insanoğlu tarafından bilinmek­lerdir. Özellikle Çatalhöyük Neolitik yerleşmesinin VI. ve VII. tabakalarında buluanan bakır ve kurşun filizlerinden yapılmış süs eşyaları dikkat çekicidir. Ticaret yapan ve araştırıcı bir topluluk olan Çatalhöyük insanları için bu maden cevherleri yataklarını keşfetmek pek sürpriz olarak karşılanmamaktadır.[30] Mavi bakır cevheri ve yeşil bakır taşı, parlak renkli bakır cevherleri VI ve Vll. tabakalarda ölü hediyeleri olarak bulunmuştur. Çatalhöyük kazılarını yapan J. Mellaart bu maden cevherlerinin Konya Ovasına ve de Çatalhöyük'e en yakın yer olan Bozlar yakınındaki Tırıs Madeni göstermektedir.[31] Ayrıca bölgenin Kal­kolitik çağındaki yerleşmelerini bu Toros madenlerinin etkilediği de kaydedilmektedir.
Orta Toros Dağları ise Anadolu'nun önemli maden yatakları içerisindedir.[32]Orta Toroslann Batı ucundaki bölgemizin maden yatakları hakkında 19. yüzyılda Avru­palı gezginlerden Hamilton söz etmektedir.[33]Hamilton Bozkır'a Tris Maden denmesinin bölgede çıkarılan bol miktarda kurşundan kaynaklandığını yazmaktadır.
XVIII. yüzyıla ait Osmanlı belgelerinde Bozkır çevresinde altın, gümüş ve kurşun üretildiğini öğrenmekteyiz, I. Mahmut zamanına ait Bozkır'daki bir çeşme kitabesi maden emini Feyzııllah Ağaya aittir. I. Mahmut dönemindeki bu madencilik faaliyeti III. Selim zamanında hız kazanmıştır. III. Selim zamanına ait bu belgelerden dönemin maden işletmeciliği hakkında da geniş bilgiler edinilmektedir.[34]İstanbul Başbakanlık Arşivi, Ha­zine Evrakı 238, 1183 no'lu bu evraklardan Bozkır ve çevresindeki beş kazaya ait madende çalışan köylülerin Maden Emini Hacı Hasan Ağa "yi şikayetleri ile ilgilidir. Halkın şikayetleri dikkate alınmış, karşılıklı birçok yazışmalar olmuştur. Bu belgelerde sözü edilen vatandaşlar Bozkır, Keçi Kebir, Kirili, Belviran ve Seydişehri halkındandır. Soruşturmayı Hadim Müftüsü ve Pirlevganda kadısı yapmıştır.
...4/C/l203/1789 tarihli bir fermana karşılık ll/S/1204/1783 tarihli Seydişehir ve Kreli halkının yine şikayetleri bulunmaktadır. Bu şikâyete cevab olarak, 15/S/1204'de bir başka fermanın yazıldığı görülür. Bu fermandan İstanbul'a giden madenin hangi yol üzerinden gittiği de açıkça anlaşılıyor. “…fılasü madeni mezburda hasıl olan kurşunun darphaneyi amireye irsal ve teslimi zımnında Alâiye iskelesine nakli için Karaman eyaleti kazalarına tevzi ile senevi yetmiş, sek­sen kese akça ücreti nakliye tahsil..." denilmektedir, devam eden yazışmalarda da benzer konular işlenmiştir.
Bu yazışmalardan Bozkır ve çevresinin altın (zer), Gümüş (sim) ve kurşun madenlerinin üretildiğini öğreniyoruz. Bu üretimin büyük bir miktarının Karaman Eyaleti kazalarından Alanya iskelesine nakledilerek, oradan İstanbul'a Darphaneye götürülmektedir. Osmanlı döneminde bölgede açılan maden ocakları yönetime bağlı olan maden eminlikleri tartından sıkı bir denetim altındadır. Bu da gösteriyorki bölge madenleri Osmanlı imparatorluğu için hayatî bir önem taşımaktadır.
Yapmış olduğumuz yüzey araştırmalarında bölgede bulunan maden cürufları antik dönemde de burada madenciliğin önemini ortaya koymaktadır. Hadim, Bozkır civarında 1989–2007 yıllarında yaptığımız araştırmalarda bölgede antik madencilik merkezleri olduğu anlaşılmıştır.
Görülüyor ki bölge gümüş, altın ve kurşun yataklarına sahiptir. Ne var ki ilk çağlarda adından sıkça bahsedilen gümüş ve altının yatakları açıkça belirtilmez. Fakat koloni devri kaynakları bölgemize yakın ticaret merkezlerinden söz ederler.
Buruşhattum'un, Aksaray yakınındaki Acemhöyük olduğu kabul edilmektedir (N. Özgüç, 1966), Salatuwar'ın ise bölgemize daha yakın olan Orta-güney Anadolu'da olduğu varsayımı (Bilgiç 1946, Garelli 1963–125).[35] Eskiçağda bölgemizin Koloni devri ticareti içerisinde oynadığı rolü ortaya koyar.
Bölgenin batısındaki Suğla Gölü (Trogitis) ve kuzeyindeki Konya ovasındaki (Lykaonia) koloni çağı höyükleri[36] koloni devrindeki canlılığı ortaya koyar. Son yıllarda Bozkır Sazlı’da tespit ettiğimiz Koloni Çağı yerleşmesi, Torosların içerisinde bir yerleşme olarak dikkat çekicidir.
Hititler devrinde ise yazılı kaynaklar yine koloni çağındaki gibi belirsizdir. Fakat bölge üzerinden Kıbrıs (Alasiye) madenlerine ulaşan[37] Hititler için bölgenin madenleri görmemezlikten gelinemezdi. Hitit devrinde demir az miktarda bulunmakla birlikte asıl silahlar, aletler ve eşyalar bronzdan yapılmaktaydı. Bir Hitit metninde " (Tanrılar) diyorit taşını toprağın altından, göğün siyah demirini Alaşya'dan, bakır ve bronzu Taggata dağından getiriyorlar" denilmektedir. Yine Boğazköy'de bulunan bir tablette gümüş hediyelerin içinde gümüş kap, güneş kurs, pektoral, hançer, çanak, riton ve heykel gibi eserler sayılmıştır.[38]
Yeni Asur Devleti döneminde Asurlulann Kilikya şehirlerine seferlerini yazılı belgele­rinden öğrenmekteyiz.[39] Bu seferlerden Salmanassar III'ün 26. saltanat yılındaki Kilikya'ya seferinde bölgeden bol miktarda gümüş, altını vergi olarak aldığı ifade edilmektedir.[40] Bölgenin jeopolitik konumu ile birlikte ekonomik olarak da çekici olduğu anlaşılıyor. Vergi olarak ödenen bu altın ve gümüşler Toroslardan elde edildiğine kuşku yoktur.
Isauria Bölgesinin merkezi Isaura (Bozkır) çevresine 19. y. yılda Tırıs-maden denilmektedir. 1830'larda Bölgeye gelen Hamilton[41] Bozkır çevresinde çıkarılan bol miktarda­ki kurşun ve çinko madenlerine bağlamaktadır. Toroslar kalker bir yapıya sahip olduğu için dağların altı bazı yerlerde flis ve serpantindir. Buna bağlı olarak bol krom yatakları vardır.

KAYNAKÇA
Bugün 1 ziyaretçi (38 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=